KURAKLIK İNSANLARI
- 31 Tem
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 Ağu
Aslında ilk fikir KULAKLIK İNSANLARI adını verdiğim bir toplum eleştirisi yaratmaktı. Bu konuda iki farklı düşünceyi takip edebilirdim.
1- Bir köşede belki birine saldırıyorlar ama ben kulaklığım olduğu için bunu duymuyorum. Dışarı ile olan duyusal bağlantılarımızdan birini tamamen bloke ediyoruz, İçine mahkum edildiğimiz hayattan çıkan seslere tahammül edemiyoruz. Zannediyorum ki elimizde olsa görmemeyi, koklamamayı(bunu yapabiliyoruz ama ortam kokusu yerine başka bir koku koyabileceğimiz nosify uygulaması henüz geliştirilmedi) da tercih ederdik. Dokunmak zaten iğrenç her yer pis.
Kulaklık kulaktan önce gelir, artık yeni kulak kulaklıktır. İlk duyu organımız kulaklıktır çünkü ne duyacağımız bizim elimizdedir. Delice mi bilmiyorum, sonuçta yüz yıl önce neyi duyacağınızı bilmiyordunuz. Şimdi ise bunun kontrol edilebildiği bir ortam var o kulaklığı taktıktan sonra hele bir de iyi bir noise cancelling özelliği varsa önümüzdeki 3-4 dakika boyunca neyin duyulacağı kişi tarafından kesin olarak biliniyor. Geleceği tayin etmek bir güçtür dostlarım alın bu gücü ve ses çöplüğünü finanse edin.
2- Herkesin sokakta kulaklıkla gezdiği bir çağda insanın rahatlıkla bağıra bağıra istediğini söyleyebildiği kimsenin de bunu duymadığı bir gerçeklik görüyordum. Aslında istediğimizi dışarı vurmakta özgürüz, çünkü zaten herkesin kulaklığı var ve kimse sizi duymuyor. O dönemlerde takıntılı olduğum konu gerçekten de dışarıda (özellikle şehir hayatını kastediyorum) sergilediğimiz davranışların tamamının toplumun yargılarına göre şekillenmesi ve içimizdekini bastırdığımız ölçüde zihinsel sağlığımızın kötüleşmesi idi. Sokağa çıktığımız anda değiştirdiğimiz karakterimizin bizim bir parçamız olduğunu düşünmüyorum. Bu sadece bir probleme bulduğumuz çözüm. Problem büyükşehirlerde her sokağa çıkışımızda tanımadığımız binlerce yüzle karşılaşmamız. Bu yüzler arasında herkes olabilir. Kimin neye nasıl tepki vereceği kestirilemez. Bu sebeple her yola gelebilecek bir sokak personası yaratmam gerekir. Bu persona çok tekrar edildiğinde, fark edilmediğinde ve bu personayı geliştirmek için çaba sarf edilmediğinde; persona kişiyi ele geçirir ve bu durum kimlik karmaşası, ben kimim lan, kalıbıma tüküreyim durumları yaratabilir.
Yakından tanıdığınız bir arkadaşınızının sokaktaki yabancılarla etkileşimini izlediğinizde yaşadığınız cringe
Cringe : içini bildiğin insanın dışını bilmediğine şahit olma durumu -
Küçük yerlerde yaşayanlar ise artık her gün tanıdık yüzler gördüğü için karakterlerinin derinliğine onları ulaştırabilir ve birbirlerini de anlama seviyeleri arttıkça karşılıklı olarak kendi karakterlerini sokağa da yansıtabilir. Sosyal canlılar olarak yabancılardan çok tanıdıklara maruz kalmalı ve daha çok insana kendimizi tanıtmaya gayret etmeliyiz en azından biz kim olduğumuzu unutursak tanıdık biri çıkar çok bozdun sen der biz de şapkamızı önümüze alıp nasıldım ki lan ben diye düşünürüz.
Neyse, bu düşünce filizlenirken “kulaklık insanları” ister istemez “kuraklık insanları” dizesini ardından getirdi ve kardeşim bu yoldan gitmemiz gerektiğini söyledi. Başta bu kadar emek harcadığım her yaratıcı düşünce gibi bu konuya da sıcak yaklaşmadım. Hatta bu konu da kavga bile ettik diye hatırlıyorum. Yeni konu kafama yerleştikten sonra halihazırda yazmış olduğum akorlar üzerinde çalışırken kuraklık insanları temasının daha iyi aktığını gördüm. Yaratıcı sürecimde en çok karşılaştığım durum temanın kendini yazdırmasıdır. Israr ettiğim düşünceler olsa da tıkanıklık varsa yeni bir tema alttan kendini göstermek istiyor olabilir. Çoğu zaman ilk tema tetikleyicidir ve bizi işin başına oturtur. Bu bilinç üstünü iş başına oturttuğumuz bir mücadelenin parçası olabilir. Bir kere yaratıcı süreç başladı mı sonrasında bilinçaltı kendini göstermeye başlar. Bu örnekte benim bilinçaltı sürecim kardeşimin de yönlendirmesiyle tetiklendi. Bunun tesadüf olduğunu zannetmiyorum.
İklim teması üzerine bir şarkı yapmayı halihazırda istiyordum. Bizim jenerasyonumuzun acil olarak el atması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum; ancak biz de politik baskıdan kafamızı kaldırıp dünyanın sorularıyla ilgilenebilecek durumda değiliz. Yine de bu konunun gündemden düşmemesi gerekiyor ve sanatın içine dahil olup toplumsal hafızanın bir parçası olarak güncel kalması gerekiyor. Sadece böyle detaylı bir konu için kendimi yeterli hissetmiyordum. Bir uzman değilim fakat normal bir vatandaşa kıyasla konu üzerine daha çok okuma yaptım, daha çok kafa yordum. Bunları göz önünde bulundurunca yetersizlik kompleksini bir kenara bırakıp işe koyuldum. Sonuçta bilimsel makale yazmıyordum.
Kuraklık insanları benim için yazım süreci boyunca tam şeklini aldı ve bir bilim kurgu hikayesi haline geldi. 2050 yılı iklim krizi için bir eşik olarak kabul ediliyor ve bu tarihten sonra gözle görülen boyutun kontrol edilebilenin çok daha ötesine geçmesi bekleniyor .Ben de şarkının ilk kısmında günümüz insanlarını- ki ilk baştaki kulaklık insanları fikrinden de vazgeçmemiş oldum-ve iklimin günümüzdeki etkilerini (Mercanların beyazlaması, denizlerin asidik seviyelerinin artması gibi konulara ilişkin), 2050’ye giden süreci tarif etmeye çalıştım.
Son bölümde ise artık işlerin kontrolden çıktığında neye benzeyebileceğini betimlemek istedim ve en hırslı hedefim ise bu hissi insanlarda yaratabilecek ambiyansı sesler ve sözlerle oluşturabilmekti. Henüz gerçekleşmemiş bir şeyin nasıl hissettirebileceğini tarif edebilirsem bu davaya büyük bir katkı yapabilirim diye düşündüm.Çünkü biz insanlar öğrendiklerimizi ve düşündüklerimizi unutsak da ne hissettiğimizi kolay kolay unutmayız.
Zaman geçtikçe bu şarkının insanlarda etkisini arttırdığını görüyorum. Yayınladığımız dördüncü şarkıydı ve amatörlüğümüzün biraz kurbanı oldu. Biraz bekleyip profesyonel ellerde daha iyi bir işçilik görebilirdi belki ama hayatta ilerlemenin formülü de mükemmellik sevdasına saplanıp kalmamak diye düşünüyorum.